Yeryüzünün apaçık gerçekliğiyle yüzleşmenin yakıcı sorumluluğundan kendi kabuğuna çekilerek kaçan benlik, burada yeni kurgular yaratır ve böylece içinde bir ideal ya da ilah formunda bir tanrı tasviri yoğurulur. Benlik, çektiği acıları bu dünyadan vazgeçip herhangi bir düzmece dünyaya kaçınca anlamlı kılacağını düşünür. Böylece bu yoğurduğu tanrı tasvirinin kendini hapsettiği işkencelerin ardından yüreğini dinginlikle kuşatacağını umar. Bu tanrı, kendisine tapıldıkça ise daha da büyür içinde insanın. Aslında benliğini bu dünyaya dair daha üst bir kademeye taşıyabilecek çığlıklar ve kahkahalar yayar insan yeryüzüne her daim. Fakat benlik yaşamın kendisiyle yanmamak için biricik olan yeryüzünün anlamından sıyrılınca, bu sesler işkenceden muzdarip uyuşmuşlukla şeklini kazanan içindeki tanrı tasvirinin hamuruna katkı maddesi olmaya mahkum bırakılır.
Ama içerisi tek kişiliktir; bu tasvir büyüdükçe insan yeryüzüne yabancılaşır, kendi tanrısının eliyle tanınmaz hale gelir. Böylece kendinden kaçış tamamlanmıştır. Halbuki bu yoğurulan tanrı tasviri, vazgeçmiş olduğu çürük bedenden ve işkenceci yaşamdan ayrı bir sığınak
yapma hezeyanındaki aciz ve kırılgan ruhun kendini yüceltme sanrısından ibarettir çoğu zaman. Belki bu sığınağı inşa ederken yeryüzündeki birkaç putu kırmıştır ama en büyüğünü kendi içine dikmiştir. Dağların doruklarına çekilmiş bir münzevi gibi mutluluğu ve hayatın
anlamını bulduğuna kanaat getirmiştir ama gönlünü gerçekten şen edecek, kendi eşiğini aşmasına yardımcı olacak bu hayata dair ne kadar sevinç ve acı varsa hepsinden söküp ayırmıştır benliğini. Yeryüzünün sürekli oluş ve yaratılış halinden kopuk benliğe uçarı hayallerle kök salmış her
türlü tanrı tasviri veya tanrılığa soyunan idealler, bu kopuş vaziyetinin en hastalıklı raddesine ulaşılmış olduğunun alametidir. Benlik bu dönüşüm aracılığıyla, bedenin içinde kendini bir sahte idole evirmiştir adeta. Gregor Samsa’nın yaşadığının zıttı bir dönüşüm gerçekleşmiş bile denebilir. Bu sefer Samsa bunaltıcı düşlerden uyandığında kendini bir böcekten ziyade yeryüzüne tüküren bir puta dönüşmüş olarak bulmuştur. Yoluna baş
koyduğunu sandığı tanrı, yeryüzüne lanetler yağdırarak öteki alemin işgüzar hayalleriyle kendini uyuşturup kirli yaşamın yanında temiz olma kibrini kabartan benlikten fazlası değildir. Yeryüzündeki putlar için balta gereklidir belki ama bu bedenin içindekine en keskininden bir
kılıç lazımdır. Benlik kendi hakikatini gözetecek cesareti sergilemeye karar verip, bedene geri inişe geçtiğinde bu kılıç dövülmeye başlar. Bu uğurda atılan her adım, kalkışılan her eylem kılıcın çeliğine can verir. Çığlıklar da sevinçler de özgürlüğüne kavuşur. Kibir yenilir, benlik yeniden insan olduğunun ve cismani veçhesinin farkındadır. Artık yeryüzünün
hakikati, benliğin hakikati olma erdemine erişilince bu kılıç böğrün en derinine saplanır ki insan en tehlikeli put olan kendi içindekini, kendi çarpıklığını parçalayabilsin ve kurtulabilsin içindeki tanrıdan.