Albert Camus’dan Adiller- Bir Devrimin Kefareti
Devrimler değişen dünyanın ayarıdır, tepetaklak olmuş bir dünya ruhuna iki tokat atıp kendine getiren müdavimler onlardır. Ancak hiç kimse kıçını sandalyesine dayayıp dünyaya değişmesi için naralar atarak bir şey başaramaz. En azından öyle olması mantıklı geliyor düşününce. Devrim dediğin ter ve kandır, yalan ve düzenbazlıkla döşenmiş yolları adımlarıyla titreten bıkmış usanmış ademoğludur. Peki devrim cinayet midir? Elimizi taşın altına sokmaya mecburuz da, bunu ileri taşımak için gereken yüreğe de sahip miyiz? Albert Camus Adiller adlı oyununda bunu tartışıyor.
Oyunun sunduğu duygusal yoğunluk ve heyecanı hiçbir şekilde kirletmemek adına oyunun ana temalarından ve çatışmasından kısaca bahsedeceğim. Oyun basitçe Çar’ı öldürmeyi amaçlayan fakat söz konusu Çar ile beraber çocuk olan yeğenlerini öldürmeye gelince duraksayan bir grup devrimciyi merkeze alıyor. Milyon dolarlık soru bu: nefretimizi bileyenler kadar kötü olursak mücadelemizin bir anlamı kalır mı? Devrimcilere göre Çar kötü, çünkü sayılamayacak kadar çok masum rus vatandaşını açlık ve sefalete fırlatıyor. Peki ya çocuklar? Onlar ne yapmış olsunlar ki onların yaşamları da sönümlensin? Kaidenin ellerimizi doğru boğazlara tutuşturacağını varsaymak bu noktada fazla saf olur. Devrimi tanımlarken belki de çok ciddi bir hata yaptık: devrim eylemden öte, düşüncenin eylemi ve istikrarıdır. O düşünceye ihanet demek, eyleme de ihanet etmek demektir. Çar’ın yeğenleri kan bağıyla mı idama yollanıyorlar ki açlıktan çocuklar yaşamalı da onlar ölmeli? Bir çocuk ölünce geri dönülemeyecek derinliklerde kapana kısılırsınız. Ben hiç çocuk öldürmedim, ama o cılız bedenlerin soğuk parkeye düşüşünü ben de hayal edebiliyorum. Günahsız bir beden, saf potansiyel; tamamen boşa harcanmış. Öte yandan, o çocuklar ölmezse çok daha fazlası darağacına gidecek. Devrim dediğin, ortaya çıkıyor ki; sadece bir tramvay problemiymiş.
Devrimcilerimizin son yargısı o çocukları ölüme gerçekten de yolluyor, ve onlar kurtarıcı ölümü beklerken aramadıkları yerde bir gizi keşfediyorlar: merhamet. Çar’ın eşi devrimcilere merhamet ediyor, kanlı ellerini yıkayacak Styx suları da onlardan alınıyor. Devrim savaşçıdır, savaşacak bir şey yoksa beş para etmez. Devrim de bu noktada çocuklarla ve iyi niyetli katoliklerle savaşmayı da göze alıyor. Yitirebilecekleri tek şeyin zaman olduğundan emin bir şekilde ilerleyen savaşçılar var; ama daha çok masum kanı da tarih canavarını doyurmayabilir. Bu yüzden ölüyorlar, görmemek için. Zaten tarih onları çoktan yargılamış bile, ya çocuk katilleri oluyorlar ya da kahraman mücahitler. Göze alınması gereken bir risk mi bu? Bu soruyu sormak için bizden sonra da akın akın gelecekler, cevap niyetine aldıkları sessizlikte boğulup onlar da yitecek. Ceset yığınları da asla azalmayacak; devrimciler, çocuklar, despotlar ve kocakarılar ölümle bağlanacak.