Evrimin Deney Faresi Olarak İnsan: Değişimin Sonsuzluğu Üzerine

Değişimlere Karşı İnsan Nasıl Olmalı?

Hayat o kadar zengin ve orijinal ki her olayın asla tek bir cevabı yoktur. Ama genel bir tutum sergilemek, bu orijinal olayların insanı sağa sola savurmasını bir nebze engeller. Hayat her zaman akıp gidiyor, yanında sevgilisi değişimle. Biz ise bu toksik ilişkinin arasında kalan masum bir çocuk gibiyiz. Zamanla büyüdükçe, kendi özgürlüğümüzü elde ettikçe bu toksikliğe karşı bir davranış, bir tutum geliştirmek isteriz. Bunun için önce kendimizi tanımalıyız. Bu toksik “anne-baba” ilişkisine ayak uydurmazsak bize son derece zarar verir.

Peki, değişimlere karşı insan nasıl olmalı? Hayat kadar her insanın da kendine has bir orijinalliği var; bu da nasıl bir hayat istediğine göre değişir. Peki ya bu yaklaşıma neden ihtiyacımız var? Bu yaklaşım bizi hangi sonuca bağlamalı? Bazıları için mutluluk, bazıları için zevk… uzar gider.

Mutluluk geçicidir; insanoğlu mutluluğa çok anlam yüklememelidir. Onun yerine dengeli bir şekilde beslenmeli ki mutluluğun da mutsuzluğun da kıymeti ve varlığı bilinsin. Fazla mutluluk aptallaştırır, fazla mutsuzluk ise öldürür. Hep ölmek bir döngü getirir ve bu döngü silsilesi insan bedenini ve zihnini son derece yoran bir olasılıktır. Günümüzde bu döngünün ismi ise depresyondur. Fazla zevk körleştirir, fazla sadelik de muhtaçlaştırır.

İnsanoğlu bütünsel bir varlıktır. Kendi özüne, kendi benliğine kavuşabilmesi için tüm bu zıtlıklarla kendisinde bir ölçü belirlemelidir. Ama birçok zıtlığı bedenine empoze etmek tehlikelidir; o zaman beden kararlı olamaz. Yeterli kredimiz var ama abartmamak gerekir. Yaratıcılık veya özgürlük edasıyla her şeyi kendimize yaşatmamalıyız. Hayat, her şeyi deneyimlemek için hem çok bencil hem de o kadar da iyilik meleği değildir.

Akışın dışına bazen çıkıp bazen kalındığında, insan ne çok kirlenir ne de çok saf kalır. En önemlisi ise huzurdur; o sakinliktir. Her ne olursa olsun o içsel huzuru en az şekilde kaybetmemektir. Bu huzura kavuşturan en önemli şey ise bilmektir. İnsan bilmelidir ki korkmasın, ya da en azından daha az korksun.

Bilmek korkutucudur çünkü her şeyi görürsün. Ama zaten doğuştan bilmekle lanetlenen biriysen daha fazla bilmelisin ki acıların azalsın. İlk başta daha fazla bilmek acıtır; sonradan ise kabulleniş evresiyle birlikte bir cila çeker karakterine.

Her an, her zaman acı çekme potansiyeli taşıyan sen küçük insan, bildiklerinle ve aklınla kendini batırmaktan kaçabilirsin. Çünkü cinsiyet fark etmeksizin en büyük anne de insandır; kendini doğurur. Yine cinsiyet fark etmeksizin en büyük katil de insandır; kendisini öldürür.

Çevredeki çoğu etkide çevreyi suçlayan insan, aslında çevreden gelen etkilerin gücünü ve anlamını kendi zihninde tasarladığını fark etmelidir. Senin kendi zihninde oluşan değer ve anlama göre şekillenir etkiler. Bu büyük kontrol gücüyle birlikte insan hayatını dengeleyebilir ve kendisini kurtarabilir. Çünkü bu hayatta çoğu dış etkenden insan sorumlu değildir. Bunu bilip kontrol edebileceğini fark etmek insana huzur sağlayabilir.

Daha fazla müzik, daha fazla kitap, daha fazla bilgiyle insan hayatın en güzel şaraplarını içer. Cennette vaat edilen o kadınlar ve şaraplardan çok daha gerçektir bunlar. Bu şarabı bir kez tadan insan artık toplumda yalnızlaşır. Yeri gelir, kendi odasında sadece dört dostu olur. Bu dostlarıyla birlikte kendisine o şaraptan bir cennet yaratır. Ne mutludur, kendisi gibi o şarabın tadını bilenle tanışan! O zaman insan yalnızlığı paylaşabilecektir o dünyasında. Paylaştıkça, yaşadıkça bir evren oluşturur.

Pek nadirdir bu şarabı bilen insan, ama fark ederler birbirlerini. Farklı bir koku, farklı bir ışıkla duyumsarlar birbirlerini ve paylaşırlar kadehlerini.

Peki, değişim ile birlikte elde etmek istediğimiz nedir? Bilmek ve huzur. Huzur kalıcı değildir, gidip gelir. Bilmek ise sonsuzdur; asla bitmez. Hayat kalıcı değildir, gidip gelir. Değişim ise sonsuzdur; asla bitmez.

İçindeki değerleriyle tüm hayatı kapsayan insanoğlu, hayatı o zaman yaşamaya başlar. Hayatı bütünleyen bir bakışla hissedemedikçe eksik kalır insan. Çünkü insan, evrimin kişisel faresidir. Hatalarıyla, yanlışlıklarıyla, zevkleriyle, mutluluklarıyla tümüyle bir deney faresidir. Bu durumun farkına varıp lehine kullandıkça Tanrı’nın vaat ettiği cenneti yaratabilir.

Karamsarlıkla birlikte kendi hassas benliğinizi korumaya gerek yok. Sadece kabul edin: Acı her yerde, her zaman bulacaktır sizi. Ama değişim acıdan büyüktür. Değişim acıyı değiştirir. Yeter ki doğru bakabilin.

Huzurla birlikte kendi hassas benliğinizi yüceltmenize gerek yok. Sadece kabul edin: Değişim her yerde. Değişim huzuru değiştirir. Her yerde huzur bulunamaz ama her acı da yakmamalıdır insanı.

Yakmamalıdır da. Delirmemesi gerekir insanın ki ya sadece huzuru ya da acıyı görsün gözü. Körlüğünü bastırıp görmesi lazım tüm bu kavramları. Ve bilmeli her şeyin bir döngüde olduğunu.

Kendi benliğini ve bu dünyayı böyle kabul eden insan, şarabını tekrar doldurmalı ve kendisini o şaraptan içtikçe daha çok kabul etmelidir. Bilmeli ki bu hayatta her zaman yalnız olacaktır; tek yapabileceği şey yalnızlığını paylaşmaktır. Bu durumu bir lanet olarak görmemelidir; çünkü insan Tanrı’nın parçasını taşır. Tanrı kadar yalnızdır insan. Tanrı’nın yalnızlığı ile en derin hususları deneyimleyebilir kendi içinde; ama bir başka insanın yalnızlığı ona sadece insan yalnızlığı olarak deneyimlenebilir.

Soruyorum size: Bu durumda Tanrı mı büyüktür, insan mı?

Bir durum daha vardır ki: Yalnızlığı paylaşmak. İki insan, içindeki Tanrı’nın yalnızlığını keşfettiğinde ve bunu paylaştığında, orada daha derin bir husus doğar. Bir Tanrı’dan daha büyük ve daha derin bir husus.

Bunları bildikçe sabreder insan ve değişimle, hayatla birlikte bir yol arkadaşı olur artık. Bazen daha geride, bazen de daha ileride…

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

Felsefe

Devrim: Bir Tramvay Problemi

 Albert Camus’dan Adiller- Bir Devrimin Kefareti  Devrimler değişen dünyanın ayarıdır, tepetaklak olmuş bir dünya ruhuna iki tokat atıp kendine getiren müdavimler onlardır. Ancak hiç