Arthur Schopenhauer’ın Eristik Diyalektiği: Bir Tartışmayı Nasıl Kazanırsınız?

Eristik; kazanma amacı güden tartışma bilgisidir, yani hakikati aramaktan çok galip gelmeyi hedefleyen bir söylem biçimidir. Diyalektik ise, kökeni “dialegesthai” sözcüğüne dayanan ve karşılıklı konuşma, akıl yürütme anlamını taşıyan bir kavramdır. Arthur Schopenhauer bu iki kavramı bir araya getirerek “Eristik Diyalektik” adını verdiği sistemde, tartışmanın özünü değil, tartışmayı kazanma stratejilerini inceler. Ona göre insanlar hakikati değil, zaferi isterler; bu nedenle tartışmalar çoğu zaman doğruluk arayışından uzaklaşır ve ikna sanatına dönüşür.

Antik dönemden beri diyalektik ve mantık terimleri eş anlamlı kullanılmasına karşın Schopenhauer bu iki kavramı iki farklı şekilde alır: “Bana kalsa mantığı (üzerinde düşünme, hesaba katma anlamındaki λογίζεσθαι [logizesthai] ve birbirinden ayrılamaz olan söz ve akıl anlamındaki λογος [logos] sözcüklerinden) “düşünmenin yasaları, yani aklın işleme tarzı” olarak; diyalektiği ise “tartışma sanatı” olarak tanımlardım (Schopenhauer, 2011, s. 78). Yani mantık, deneyimden bağımsız olarak düşünmenin saf ve önsel yasalarını inceler; yani akıl, yalnız başına ve dış etkilerden uzak kaldığında yanılmadan işler. Buna karşılık diyalektik, iki akıllı varlık arasındaki tartışma ortamını ele alır. Ayrıca Schopenhauer eristik diyalektiğe şöyle bir tanım yapar: “İnsan, doğası gereği dediğim dediktir. Onun bu özelliğinden doğan sonuçları öğreten disipline de ben diyalektik adını vermek istiyorum; ancak, yanlış anlamalar olmasın diye bunun yerine “eristik diyalektik” diyeceğim. Demek ki eristik diyalektik, insanın doğasında yatan dogmatikliğin işleyişini araştırıp açıklar (Schopenhauer, 2011, s. 79).

Eristik Diyalektik giriş kısmında da tanımlandığı gibi mutlaka haklı çıkmak amacıyla tartışma sanatıdır (hem haklıyken hem de haksızken). Örneğin insan belli bir konuda objektif olarak haklıyken, izleyenlerin gözünde ve hatta bazen kendi gözünde de haksız kabul edilebilir. Bu durumda karşımızdaki tartışmacı bizim kanıtımızı çürüttüğünde, aslında belki başka kanıtlar da olabileceği halde, savunduğumuz önermeyi çürütmüş sayılacaktır. Bu durumda muhalifimiz için de tam tersi bir ilişki söz konusudur: Objektif olarak haksızken, haklı çıkar. Yani bir tezin objektif doğruluğu ile tartışmacı ve dinleyicilerin değerlendirmesine göre geçerliliği, iki ayrı şeydir ve diyalektik bunlardan ikincisi ile ilgilidir. Schopenhauer’e göre bunun nedeni insanın doğası gereği benmerkezci, dogmatik ve kötü oluşundan ileri gelir. “Böyle olmasaydı, bizler baştan sona dürüst olsaydık, o zaman her tartışmada sadece gerçeği gün ışığına çıkarmaya çalışırdık, bunun ilk dile getirdiğimiz düşüncemize mi, yoksa karşımızdakinin görüşüne mi denk düştüğüne aldırmazdık (Schopenhauer, 2011, s. 5).

Schopenhauer’in Eristik Diyalektiğinde 38 Tartışma Hilesi

Schopenhauer’in Eristik Diyalektiği, tartışmanın rasyonel bir zeminden uzaklaşıp psikolojik bir mücadeleye dönüştüğü anları otuz sekiz hile aracılığıyla görünür kılar. Bu bölümde önce bu hilelerin adları sıralanacak, ardından her biri tek tek açıklanmak yerine ana işlevlerine göre üç grupta ele alınacaktır.

İşte Schopenhauer’in belirlediği otuz sekiz hile:

  1. genişletme
  2. eş adlılık
  3. mutlaklaştırma
  4. oyunu gizleme
  5. yanlış önerme kullanma
  6. kanıtı varsayma
  7. bir anda çok soru sorma
  8. kızdırma
  9. soru sırasını karıştırma
  10. zıddını sorma
  11. sonucu sormama
  12. isim seçme
  13. tezat sunma
  14. zafer narası atma
  15. tez ekleme
  16. zorluk çıkarma
  17. ince ayrım
  18. tartışmayı kesme
  19. genel düzeye kayma
  20. sonucu söyleme
  21. kendi silahıyla vurma
  22. önermeleri özdeş sayma
  23. abartmaya zorlama
  24. sonuç uydurma
  25. karşı örnek uydurma
  26. gerekçeyi terse çevirme
  27. öfkede zaaf arama
  28. tribünlere oynama
  29. saptırma
  30. neden yerine otorite gösterme
  31. anlamazdan gelme
  32. etiketleme
  33. sonucu inkar etme
  34. zayıf noktada ısrar etme
  35. taraf tutma
  36. laf kalabalığı yapma
  37. yanlış kanıttan yararlanma
  38. kişiselleştirme

Bu hileler, tartışmanın sanıldığı kadar nesnel ve adil bir süreç olmadığını; çoğu zaman gerçeğin değil, ikna arzusunun üstün geldiğini gösterir. Schopenhauer’e göre bu stratejilerin farkına varmak, yalnızca manipülasyona karşı bir savunma geliştirmek değil; aynı zamanda bireyin kendi düşünme biçimini sorgulayıp akıl yürütme süreçlerinde daha tutarlı ve entelektüel açıdan dürüst bir yaklaşım benimsemesini sağlar. Schopenhauer bu hileleri, tartışmada üstünlük sağlamak isteyen bireyin bilinçli ya da bilinçsiz biçimde başvurduğu yöntemler olarak sınıflandırır. Bu stratejiler, tartışmayı rasyonel bir zeminden uzaklaştırıp psikolojik bir üstünlük mücadelesine dönüştürür. Onları daha iyi anlamak için, ana işlevlerine göre üç temel grupta incelemek açıklayıcı olur:

1. Dikkat Dağıtma ve Konu Saptırma Hileleri

Bu grupta tartışmacı, odağı asıl konudan uzaklaştırarak rakibinin düşünme sürecini bozmaya çalışır. Örneğin Schopenhauer’in ignoratio elenchi olarak tanımladığı yöntemde kişi, kanıtlanması gereken önermeyi değiştirir ve tartışmayı başka bir yöne taşır. Benzer biçimde “kasıtlı belirsizlik” yöntemiyle kavramlar bulanıklaştırılır; böylece tartışma net bir sonuca ulaşmadan sürüp gider.

2. Kişisel Saldırı ve Duygusal Baskı Hileleri

Bazı hilelerde amaç, karşı tarafın aklını değil duygularını hedef almaktır. Ad hominem (kişiye saldırı) ya da argumentum ad baculum (tehdit yoluyla ikna) bu gruba girer. Tartışma, düşünsel düzlemden çıkarak kişisel alana taşınır. Schopenhauer, bu aşamayı ‘aklın tükendiği, öfkenin devreye girdiği an’ olarak niteler.

3. Retorik Manipülasyon ve Otoriteye Başvurma Hileleri

Bu tür hilelerde kişi, düşünsel derinlik yerine biçimsel ikna unsurlarını öne çıkarır. Argumentum ad verecundiam (otoriteye başvurma) ve argumentum ad populum (çoğunluğa hitap etme) bunların en bilinenleridir. Burada amaç, gerçeği savunmak değil, izleyiciye haklı görünmektir. Schopenhauer’e göre bu tür stratejiler, tartışmanın felsefi yönünü zayıflatarak onu yalnızca bir gösteriye dönüştürür.

Sonuç ve Değerlendirme

Arthur Schopenhauer’in Eristik Diyalektiği, tartışma olgusunu bilgi arayışından çok psikolojik ve retorik bir mücadele olarak ele alır. Filozofa göre insan doğası gereği dogmatik ve benmerkezcidir; bu nedenle tartışmalarda hakikatin değil, galibiyetin peşine düşer. Schopenhauer’in otuz sekiz tartışma hilesini sistematik biçimde sınıflandırması, diyalektiği salt bir akıl yürütme yöntemi olmaktan çıkarıp düşünsel zaafların ve stratejik manipülasyonların bir çözümlemesine dönüştürür. Eristik Diyalektik, insanın hakikati aramak yerine haklı çıkma eğilimini merkeze alarak aklın sınırlarını ve iradenin baskın doğasını açığa çıkarır. Filozof, tartışmayı yalnızca mantıksal bir süreç değil, aynı zamanda güç ve ego mücadelesi olarak tanımlar. Bu yönüyle eser, Sokratik diyalogların “hakikati bulma” idealinden uzaklaşan modern insanın iletişim biçimlerine eleştirel bir ayna tutar. Schopenhauer’in tartışma hileleri, bireyin rasyonel görünme arzusunun ardındaki psikolojik ve ahlaki zayıflıkları ifşa eder. Sonuç olarak Eristik Diyalektik, retoriğin cazibesine karşı düşünsel dürüstlüğü savunan, felsefi olduğu kadar etik bir uyarı metni niteliği taşır.

KAYNAKÇA

Schopenhauer, A. (2011). Eristik diyalektik: Haklı çıkma sanatı (Ü. Hıncal, Çev.). Sel Yayıncılık.

Merve Nur Varilci

Merve Nur Varilci

Ben Merve Nur Varilci. İstanbul Aydın Üniversitesi, Radyo, Tv ve Sinema bölümünde 3. sınıf öğrencisiyim. 21 yaşındayım. Kitap okumaktan, yeni yerler keşfetmekten, sosyalleşmekten ve çoğu zaman kendimle vakit geçirmekten keyif alırım. Elbette sadece bunlar değil yeni müzik, dizi, film vs. bana deneyim katan (iyisiyle kötüsüyle) çoğu şeyden keyif alırım.
Son olarak bu sitede yaptığım felsefe okumaları ve izlediğim film incelemeleri üzerine makale, deneme veyahut herhangi bir yazı paylaşmak için buradayım.

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

Felsefe

Devrim: Bir Tramvay Problemi

 Albert Camus’dan Adiller- Bir Devrimin Kefareti  Devrimler değişen dünyanın ayarıdır, tepetaklak olmuş bir dünya ruhuna iki tokat atıp kendine getiren müdavimler onlardır. Ancak hiç