Spinoza ve Ahlak
Modern dönemde genellikle Panteizm ile özdeşleştirilen Spinoza için Panenteist ve Ateist bir fikir tekamülü mevcuttur. Özellikle Robert Misrahi, Spinoza’ nın bu Tanrı modelini açıklarken “ Maskeli bir Ateizm” inşa ettiğini söyler. Çünkü Spinoza’ nın Tanrı modeli genellikle “ Deus vie Natura” söylemiyle açıklanır. Cevherin, yani özün, Tanrı olması durumunda özün ve hakikatin Tanrıda mı olduğu yahut özü oluşturan maddî nedenin( bkz. Aristoteles) kendisi mi olduğu akla gelmektedir. Şimdi bu Tanrı fikirlerinden hareketle Spinoza’ nın ahlak anlayışını inceleyelim:
Plantinga’ nın Türkçe’ ye “ Tanrı’ nın Bir Tabiatı Var mı? “ şeklinde çevrilen kitabında bahsettiği Tanrı’ nın rasyonal olmak zorunda oluşu, aslında Kierkegaard’ ın bahsettiği Tanrı’ nın Ontolojik ve Epistemik olarak rasyonal olmak zorunda olmadığı Argümanının yanında farklı bir fikir belirtmektedir. Tanrı’ nın Epistemik olarak zorunda olmayışı, ileride Leibniz’ in açıklayacağı ve yeni bir yorum ekleyeceği, İlahi Buyruk Teorisi’ nde Tanrı’ nın tümel varlıkta varolan şeylerden ve onların transandantal’ inden( bkz. Immanuel Kant) “ iyi” mefhumunun Tanrı’ nın tercihi ile ortaya çıktığı, ki Leibniz bunu “ keyfî” olarak tanımlar, sonucuna ulaşırız. Fakat bu durumda birey, iyi kavramını dil ile açıklama yoluna giderken açıklayamaması durumunda ( bkz. Non- Kognitivizm) objektif değerlerin reddedecek yahut Berkeley’ in radikal İdealizmini savunarak bilgiye Tanrı ile ulaşacaktır( daha önce bir yazımda bu meseleyi ele almıştım) . İşte Spinoza, bu noktada günümüz Postmodern dönem ve Wittgenstein’ ın “ sınırlı” olarak tanımladığı ve Heidegger’ in aşmak istediği dilin ötesini Tanrı ile açıklama yoluna giderek ve onu, varlıkta aslolanlar içerisinde öznenin seçtiği iyi ve güzel olan bir şeyi( bkz. Aristoteles, Nikomakhos’ a Etik) doğa ile tanımlamaya çalışmıştır( bkz. “ Deus vie Natura” söylemi) .
Ancak Spinoza’ nın Tanrı ve Ahlak gibi yüce olarak kabul edilen değerleri genelde bu doktrin ile açıklamaya çalışması Ahlak Felsefesinde önemli bir soru olan Ahlakın Bağlayıcılığı Problemi’ ni meydana getirecektir. Aslında Spinoza’ nın oldukça determinist bir birey portresi çizmesi, Kolektivizm’ in( bkz. Sosyalizm) yaptığı gibi kendiliğin “ fedakarlık” adı altında öldürülmesi gibi olmayıp; Aristoteles’ in ve Descartes’ ın Tanrı’ nın Ontolojik kanıtında bireyin ona inanma yolunda neden ona inandığı( bkz. Tanrı ve Ahlakî- Super- Naturalizm) gibi cevaplar ile benzerlik gösterir. Descartes’ a göre Tanrı’ ya inanma yolunda en objektif değerlerin Tanrı’ da mevcut olması( bkz. Plantinga) ve kusurlu olan aklın kusursuz bir şekilde Tanrı’ da varolduğu gibi nedenlerle inanırken; Aristoteles ise bireyin Aklın kaynağının Tanrısal oluşu yolunda ve varlığa ilineksel olan bilgileri öğrenmek maksadıyla Tanrı’ ya inanırız( bkz. Metafizik, lambda, 12. Bölüm) . Spinozada da bireyin özgür olmadığı ve özellikle doğada kanunların Tanrı tarafından koyulmuş olması bize, yani cevhere, inanmaya götürmektedir. Özgür olamayan birey, kendiliğinden daha içkin olan bir şeyi severek( bkz. Kierkegaard) aslında tümel varlığı da kucaklamış olacaktır( bkz. Heidegger) . Özne, bir şeyi niçin yapması gerektiği sorusuna genelde salt bir özgürlük ve bir Nihilizm yerine, Tanrı’ nın kendisine bahşedileni kabul etmesi gerektiği( bkz. Stoa Felsefesi) , cevabını verecektir.
Spinoza’ nın Ahlakî Epistemolojisi:
Spinoza, bireyin özgür olmayışını aslında hayatta objektif değerleri( bkz. Ayn Rand) ve insanın, anlam yaratmaya muktedir olmayan zihinlerin, her şeye rağmen yaşam’ a başkaldırması( bkz. Albert Camus) bireyin dış fenomeninde gerçekleşen bir hâldir. Zira onun akıl dışı olduğu için olumsuzladığı mefhumlardan biri olan ve meşhur eseri Ethica’ da da bahsettiği İmgelem, ( Spinoza’ nın bu tanımı için onu Postmodern Felsefe’ ye neden bu kadar yakın olmasına sebep olarak gösterebiliriz) bireyin muhayyelesinde olumsuz bir devindirici gücü olan bilgi ve bu bilginin kaynağı olan iktidarı, kasteder. Bu tanım ile Spinoza, Nietzsche’ nin Böyle Buyurdu Zerdüşt eserinde bahsettiği Zerdüşt’ ün Krallığı’ na dinsel bir yorum getirecektir: Birey için akıldan bile daha üstün olan bilgi, tümel varlığın ve ona ilişkin kavramların( bkz. Aquinas) Tanrı’ nın sonsuzluğunda aramaktır. Zira ahlak gibi yüce bir tanım, bireyin Stoacı bir ataraxia’ dan( içsel huzur) bile daha kıymetli olarak arzularının esiri olmaması ve onları idealize eden ve tasarlayan bir özne olmaktır( bkz. Descartes ve Schopenhauer) . Ahlak ve varlık gibi alanlarda özgür olan bireyin içsel huzuru ve bu huzura paralel olarak kendiliğinde doğacak sevgi, Kierkegaard’ ın Felsefesi ile benzer bir şekilde Tanrı’ ya doğru olacaktır fakat bu sevginin nasıl gerçekleştiği Kierkegaard tarafından açıklanacaktır( bkz. Felsefe Parçaları ya da Bir Parça Felsefe) .
Spinoza’ nın Bağlamsallık Anlayışı ve Bu Bağlamda Ahlak’ın Yeri:
Hegel’ in Kötü- Sonsuzluk mefhumu, tümel varlıkta ortaya çıkan ” kötü” noemalarının ard arda eklenmesiyle oluşur fakat bu birleşim salt gerçeklikte olumlu karşılığı olmayıp Edimselliği yoktur. Bu mefhum’a edimsellik atfedenler ise Ulus Baker’ e göre Kierkegaard ve Pascal’ dır. Spinoza için ise bu sonsuz- kötülük mefhumuna yanıt olarak bu sonsuz bağlamsallığı Tanrı ile açıkladığı fakat Tanrı’ nın mutlak kötü olmadığı( bkz. Kötü Cin Argümanı) , kanaatine varırız. Spinoza’ nın bu durumda her ne kadar yarattığı nesne(x) ile iletişim kuran bir Tanrı yerine kendisine bilgelik ve özgürlüğün “ yanılsama” olarak kabul edilmesi şeklinde kabul edilir. Robert Misrahi’ nin yorumu burada devreye girmektedir: özne olan “ ben” kötü- sonsuzluğu kabul etmek ve yeni levhalar inşa etmek( bkz. Nietzsche) yerine bu bağlamsallığa Tanrı merkezli yaklaşması, Spinoza’ yı Ateist bir doktrini yakınlaştırmaktadır. Spinoza’ yı Ateist bir Tanrı figürü çizdiği yönünde tanımlanması, onun “ Deus Vie Natura” doktrinine ithafen Ahlakî Naturalist olarak görsek de; onun Ratio( akıl) ve Sezgi gibi mefhumlar ile bilgiyi qualia’ da duyum olarak edindiğini savunması, bu anlayış ile uzak kalmaktadır. Çünkü Spinoza’ nın Felsefesinde Tanrı, başta siyaset ve bilgi olmak üzere, çoğu alanda merkez durumundadır ve ona ulaşmak ve ondan edinilecek bilgilerin bireyin mevcudiyetine katılması; ancak yüce bir varlık ile açıklanabilir.