kimliksiz varoluş: etiketlerin ötesinde insan ideali.

sosyal kimlik bir hataydı.

insan, dünyaya gözlerini açtığı andan itibaren etiketlerle kuşatılır. bir isme, bir cinsiyete, bir dine, bir millete, bir ideolojiye ait kılınır. henüz hiçbir seçim yapmadan, üzerinde taşımak zorunda bırakıldığı bu kimlikler, zamanla onun varlığını tanımlar, yönlendirir ve sınırlandırır. ancak soru şudur: tüm bu kimliklerden soyunursak, geriye ne kalır?

eğer ismimizi terk edersek, kim bizi çağırabilir? cinsiyetimizi bir kenara bıraksak, hangi bedende arzularımız yankılanır? dinlerden arındığımızda, hangi dua içimizde duyulur? bizi kuşatan ideolojilerden sıyrıldığımızda, hangi düşünce hâlâ “bize ait” olabilir?

kendimizi “ben” diye adlandırdığımız her şeyden arındığımızda, toplumun bize miras bıraktığı tüm kimlikleri terk ettiğimizde, aynada gördüğümüz siluet gerçekten bize mi aittir, yoksa evrenin boşluğunda yankılanan bir gölge midir?

tam da orada, yani isimden, bedenden, inançtan, fikirden özgürleşmiş çıplak varoluşta, insandan geriye yalnızca bir şey kalır: evren aracılığıyla düşünen bir bilinç. bu bilinç artık kadın ya da erkek değildir; türk ya da fransız değildir; dindar ya da ateist değildir; sağcı ya da solcu değildir. o, yalnızca düşünen bir “şey”dir.

bu “şey”, sessizliğin içinden süzülürken kozmik bir farkındalığa dönüşür. işte orada, maddi dünyanın düşünmeye başladığı eşiğe varılır. çünkü insan, üzerine yapışmış tüm etiketlerden sıyrıldığında, geriye yalnızca saf düşünce kalır.

ama bu, “kimliksiz olalım” demek değildir. tam tersine, her kimliğin geçici olduğunu kavradığında insan, hiçbirine körü körüne saplanmaz. o zaman kadın da olabilir, erkek de; türk de olabilir, fransız da; dindar da olabilir, ateist de. kimlikleri giyip çıkarabilen, her yerde var olabilen bir esneklik kazanır. çünkü artık kimlikler onun hapishanesi değil, aracıdır.

ve belki de en çıplak hakikat şudur: sen, üzerine kalan etiketler değilsin. sen, evrenin kendi üzerine düşünmesinden ibaret olan bir bilincin taşıyıcısısın. ama bu bilincin oyun alanı olarak, kimlikleri dilediğinde kullanabilir, dilediğinde bırakabilirsin.

Meriç Türen

Meriç Türen

Düşünen Şey bir felsefe oluşumudur.

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

Felsefe

Devrim: Bir Tramvay Problemi

 Albert Camus’dan Adiller- Bir Devrimin Kefareti  Devrimler değişen dünyanın ayarıdır, tepetaklak olmuş bir dünya ruhuna iki tokat atıp kendine getiren müdavimler onlardır. Ancak hiç