Teknoloji, Yabancılaşma ve Vahşi Doğa: Kaczynski’nin Anti-Teknolojik Düşüncesi Üzerine Felsefi Bir Yazı

1. Anarko-Primitivizmin Felsefi Panoraması

1.1. Tarihsel ve Felsefi Öncülleri

Primitivizmin kökleri modern bir olgu olmaktan ziyade, Aydınlanma felsefesinde ortaya çıkan ve Frankfurt Okulu’nun eleştirel teorisine kadar uzanan felsefi bir geçmişe sahiptir. Özellikle Jean-Jacques Rousseau’nun çalışmaları, hareketin eleştirel bir öncüsü niteliğindedir. Rousseau, Eşitsizlik Üzerine Söylev adlı eserinde, tarımı ve işbirliğini toplumsal eşitsizliğin ve yaşam alanı tahribatının nedeni olarak görmüş ve doğa durumunu “ilkelci bir ütopya” olarak resmetmiştir. Ancak Rousseau, bu duruma geri dönülmesini savunmaktan çekinmiş, bunun yerine siyasi kurumların modern medeniyetin yapaylığından arınmış, doğayla uyum içinde yeniden yaratılması gerektiğini öne sürmüştür. Daha sonra, Frankfurt Okulu’nun eleştirel teorisyenlerinden Max Horkheimer, çevresel bozulmayı doğrudan toplumsal baskıya bağlayarak insan yaşamının değersizleşmesine neden olan bir sürece işaret etmiştir. Bu fikirler, daha sonra primitivist düşüncenin merkezinde yer alacak olan temalara zemin hazırlamıştır.  

1.2. Uygarlığa Yönelik Temel İlkeler ve Eleştiriler

Anarko-primitivizm, medeniyete karşı bir eleştiri olarak ortaya çıkan ve deindustrializasyon, iş bölümünün veya uzmanlaşmanın kaldırılması, geniş ölçekli örgütlenmenin ve tarih öncesi teknolojiler dışındaki tüm teknolojilerin terk edilmesi yoluyla medenileşmemiş yaşam biçimlerine dönüşü savunan bir anarşist düşünce biçimidir. Hareket, medeniyeti toplumsal ve çevresel sorunların temel kaynağı olarak görmektedir. Anarko-primitivistler, Neolitik Devrim ile avcı-toplayıcılıktan tarıma geçişin, zorlamaya, sosyal yabancılaşmaya ve toplumsal tabakalaşmaya yol açtığını ileri sürmektedir. Onlara göre medeniyet, insanları doğadan ve birbirlerinden yabancılaştıran “megamachine” veya “Leviathan” olarak işlev görmektedir. Bu nedenle, uygarlığın lağvedilmesini ve bir avcı-toplayıcı yaşam tarzına dönüşü savunmaktadırlar. Bu pozisyon, merkezi otoriteye, hükümetlere ve şirketlere karşı direncin yanı sıra ekolojik kaygılarla da ilişkilidir. Primitivistler, ayrıca evcilleştirme, teknoloji ve dilin “otantik gerçeklikten” yabancılaşmaya neden olduğunu düşünmektedir. Bu hareket, insan nüfusunun yaklaşık 100 milyona düşürülmesi gerektiğini ve küçük, merkezi olmayan toplulukları savunarak geniş ölçekli teknolojik sistemleri reddeder.  

1.3. John Zerzan: Ana Teorik Savunucu

Modern anarko-primitivizm, öncelikle John Zerzan tarafından geliştirilmiştir. Zerzan’ın çalışmaları, yeşil anarşist ve derin ekoloji teorilerinin ilgi görmeye başladığı bir dönemde yayımlanmıştır. Zerzan’a göre, medeniyet öncesi toplumlar modern medeniyetten doğası gereği daha üstündü ve tarıma ve artan teknoloji kullanımına geçiş, insanlığın yabancılaşmasına ve baskı altına alınmasına neden olmuştur. Zerzan, medeniyet altında hem insanların hem de diğer türlerin, onları kapitalizmin kontrolüne tabi kılan bir evcilleştirme sürecinden geçtiğini iddia eder. Felsefesi, dil, matematik ve sanatın “otantik gerçekliği” soyut bir temsille değiştirdiğini ve bunun da yabancılaşmaya neden olduğunu öne sürer. Bu sorunlara karşı koymak için Zerzan, özel mülkiyeti, organize şiddeti ve iş bölümünü ortadan kaldırarak toplumsal eşitliği ve bireysel özerkliği artıracağına inandığı doğa durumuna dönüşü önermektedir.  

Zerzan’ın anti-ideoloji duruşu, kendi düşüncesiyle çelişkili bir duruma yol açmaktadır. Kendisi, “ideoloji oluşumu”nu “üzücü bir sorun” olarak tanımlamış ve anarşizmin bir dizi kesin cevaba dönüşmek yerine “sorgulamayı ve açık olmayı” vurgulayan akışkan bir yapıya sahip olması gerektiğini savunmuştur. Bununla birlikte, kendisinin fikirleri, bir ideolojik hareketin temelini oluşturmuştur. Hareket içindeki bu iç çelişki, şiddet kullanımı konusunda da görülmektedir. Zerzan, Unabomber Ted Kaczynski’nin eylemleri gibi, medeniyete karşı şiddetli eylemleri aktif olarak desteklemiş ve bu nedenle geleneksel solcular tarafından kınanmıştır. Bu, anarko-primitivizmin hem barışçıl doğrudan eylemi savunan daha pasifist akımlara hem de Zerzan gibi şiddeti meşru bir araç olarak görenlere sahip, parçalı bir hareket olduğunu göstermektedir. Bu çelişkili durum, hareketin modern dünyadaki geniş ölçekli sistemlere karşı örgütlü, birleşik bir direniş oluşturma yeteneğini temelden zayıflatmaktadır.  

1.4. İlgili Hareketlerden Farklılaşma: Yeşil Anarşizm ve Derin Ekoloji

Anarko-primitivizm, Yeşil Anarşizm adı verilen daha geniş bir çevreci anarşist hareketin radikal bir eğilimi olarak kabul edilir. Yeşil Anarşizm, çevresel sorunları anarşizmin merkezine alsa da, medeniyeti, teknolojik gelişimi veya kentleşmeyi doğası gereği reddetmez. Bu akım, güneş panelleri veya robotlar gibi çeşitli stratejileri, ekolojik bir gelecek için kullanılabilir görmektedir. Anarko-primitivizm ise çok daha katı bir görüşe sahiptir. Temel sorunun teknolojinin kendisi olduğuna inanır ve çözümün avcı-toplayıcı bir yaşam tarzına geri dönüşte yattığını savunur. Bu katı duruş, pratik olmaması ve engelli veya kronik hastalığı olanlar gibi modern teknolojilere bağımlı nüfusun akıbetini belirsiz bırakması nedeniyle eleştirilmektedir. Primitivist kavramlar, aynı zamanda, Earth First! gibi doğrudan eylem gruplarına ilham veren derin ekoloji felsefesiyle de kesişmektedir. Bu ilişkiler, anarko-primitivizmin daha geniş bir anti-teknoloji ve çevreci hareketler yelpazesinin bir parçası olduğunu, ancak medeniyete karşı eleştirilerinde özel ve radikal bir konumda durduğunu göstermektedir.  

2. Unabomber Manifestosu: Tutarlı Bir Düşünce Sistemi

Bu bölüm, Kaczynski’nin manifestosunu, suç eylemlerinden bağımsız, kendi içinde bütünlüklü, sistematik bir felsefi metin olarak analiz etmektedir.

2.1. Sanayi Toplumu ve Geleceği Bir Temel Metin Olarak

Unabomber Manifestosu olarak da bilinen Sanayi Toplumu ve Geleceği, Theodore John Kaczynski tarafından 1995’te yazılmış, 35.000 kelimelik bir anti-teknoloji denemesidir. Bu manifesto, Kaczynski’nin 17 yıllık bombalı mektup kampanyasının ideolojik temelini oluşturmuştur. Şiddetin amacı, insanların dikkatini modern teknolojilerin insan özgürlüğünü ve onurunu nasıl aşındırdığına çekmek için bir “doğrudan eylem” aracı olmaktı.  

Manifesto yayımlandığında, şiddet eylemleri kınanmasına rağmen, entelektüel olarak “sağlıklı” ve “rasyonel” bir eleştiri olarak kabul görmüştür. Yazarlar, manifestodaki düşüncelerin birçok Amerikalı için “tanıdık” geldiğini belirtmiştir. Bu, Kaczynski’nin fikirlerinin, onun suçlarından ayrı olarak, teknolojik ilerlemenin yönü hakkında var olan yaygın endişeleri yansıttığını göstermektedir. Metnin temel tezi, Sanayi Devrimi’nin, insan potansiyelini ve özgürlüğünü teknolojik sistemin ihtiyaçlarına tabi kılan zararlı bir süreci başlattığıdır.  

2.2. “Güç Süreci” ve Modernitenin Krizi

Kaczynski felsefesinin kalbinde “güç süreci” kavramı yer alır. Bu, insanlara doğuştan gelen ve dört unsurdan oluşan bir ihtiyaçtır: bir hedef, bu hedefe yönelik çaba, hedefe ulaşma ve bu süreçte özerklik. Kaczynski’ye göre, modern sanayi toplumunda bu süreç, fiziksel ihtiyaçların minimal bir çabayla karşılanması nedeniyle bozulmuştur. Bu durum, insanlarda derin bir amaçsızlık, çaresizlik ve umutsuzluk duygusuna yol açmaktadır.  

Bu, Kaczynski’nin eleştirisini yüzeysel bir anti-teknoloji duruşundan, modern insanın yabancılaşmış ve evcilleşmiş bir varlık olarak görüldüğü derin bir psikolojik modele dönüştürmektedir. O, modern toplumdaki yaygın psikolojik acının, yani depresyon ve kaygının, bu sürecin bozulmasının bir sonucu olduğunu savunur. Kaczynski, ilkel bir bireyin, daha keskin fiziksel tehlikelerle karşı karşıya olmasına rağmen, güç süreci bozulmadığı için yaşamından daha memnun olduğunu iddia eder. Bu düşüncesi, Lewis Mumford gibi sosyal eleştirmenlerin, anlamlı iş yokluğunun toplumsal sorunların temel nedeni olduğu yönündeki fikirleriyle benzerlikler taşımaktadır.  

2.3. “Vekil Etkinlikler” Doktrini

Kaczynski’nin ikinci kilit kavramı olan “vekil etkinlikler”, gerçek, biyolojik bir ihtiyaçtan ziyade, “tatmin” uğruna peşinden koşulan yapay hedeflerdir. Örnekler arasında vücut geliştirme, spor, pul koleksiyonculuğu veya tatmin etmeyen bir meslek yer alır. Kaczynski, modern toplumun bireyleri güç süreçlerini bu tür faaliyetlere kanalize etmeye ittiğini ve bunların “gerçek” hedeflerden doğası gereği daha az tatmin edici olduğunu savunur. Bu, Kaczynski’nin “sosyal kontrol” olarak gördüğü bir durumdur: Sistem, bireyleri kendi ihtiyaçlarına uyum sağlamaya “ayarlar”. Bu durum, aşırı sosyalleşme ve bireylerin üzerindeki ahlaki yükün artması eleştirisiyle de bağlantılıdır.

2.4. “Totaliter Teknoloji” Eleştirisi

Kaczynski, teknolojinin, rasyonel insan kontrolünün ötesinde, otonom, kendi kendini güçlendiren bir güç olduğunu savunur. Bireysel teknolojik gelişmeler olumlu görülse de, bunların kümülatif etkisinin özgürlüğü, özerkliği ve topluluğu aşındırdığını savunur. Bu bakış açısı, modern teknolojik toplumu, insanların makinelere uyum sağlamaya zorlandığı “totaliter bir güç” olarak resmeder. Kaczynski’nin eleştirisi, sanayileşmenin kaçınılmaz bir sonucu olarak gördüğü hem büyük hükümeti hem de büyük işletmeleri kapsar ve bilim insanlarını ve “teknofilleri” teknolojik gelişmeler aracılığıyla pervasızca güç peşinde koşmakla sorumlu tutar. Bu sistemin sökülmemesi halinde, insanları kaçınılmaz olarak “işlenmiş ürünlere” ve “sosyal makinenin dişlilerine” dönüştüreceği konusunda uyarır.  

2.5. Kaczynski’nin Siyasi Polemikleri

Kaczynski’nin manifestosu, “solculuğun” kapsamlı bir eleştirisine ayrılmış önemli bir bölüm içermektedir. “Solcuları” geniş bir yelpazede tanımlar; sosyalistleri, feministleri, eşcinsel hakları aktivistlerini ve hayvan hakları aktivistlerini de kapsayacak şekilde. Kaczynski, solculuğun iki psikolojik eğilimden kaynaklanan patolojik bir ideoloji olduğunu iddia eder: aşağılık duygusu ve aşırı sosyalleşme. Solcuların, karşı çıktıklarını iddia ettikleri sanayi sistemini korumak için çalıştığını savunur. Ayrıca muhafazakârları da “aptallar” olarak nitelendirir, çünkü onların savunduklarını iddia ettikleri geleneksel değerlerin çürümesine yol açan teknolojik ilerlemeyi ve ekonomik büyümeyi coşkuyla desteklemektedirler. Kaczynski’nin felsefesi, Sanayi Devrimi’nden bu yana teknolojinin, reformu engelleyecek kadar güçlü ve kendi kendini güçlendiren bir kuvvet haline geldiği şeklindeki karamsar ve determinist bir görüşe dayanmaktadır. Ona göre, sistemin kendisini dönüştürmek veya ıslah etmek için yapılacak her türlü çaba boşunadır ve sadece onu daha da güçlendirecektir. Bu bakış açısı, devrimci bir devrimin tek uygulanabilir seçenek olduğu sonucunu doğurur. Bu nedenle, Kaczynski’nin şiddeti gerekçelendirmesi, onun düşünce sisteminin mantıksal bir sonucudur: Fikirlerine dikkat çekmek ve kaçınılmaz çöküşü hızlandırmak için “pratik” bir zorunluluktur.  

3. Kaczynski Bir Primitivist Olarak: Çelişkiler Üzerine Bir İnceleme

Bu bölüm, Kaczynski’nin felsefesini doğrudan anarko-primitivizmle karşılaştırarak, paylaşılan ortak noktaları ve temel farklılıkları ortaya koymaktadır.

3.1. Yakınlık Noktaları

Kaczynski ve anarko-primitivistler, insanlığın ve çevrenin sorunlarının birincil kaynağı olarak sanayi medeniyetini belirlemeleri bakımından ortak bir zemine sahiptir. Her ikisi de radikal bir anti-teknolojik duruşu paylaşır ve teknolojik büyümenin kontrolden çıktığına ve doğası gereği zararlı olduğuna inanır. Her iki akım da nihai ideal olarak avcı-toplayıcı bir yaşam tarzına dönüşü ve “vahşi doğanın” korunmasını savunur. Kaczynski’nin, insanları makinelere uyum sağlamaya zorlayan “sosyo-politik düzen” eleştirisi , primitivistlerin insanları özerkliklerinden yoksun bırakan “evcilleştirme” eleştirisiyle paralellik gösterir.  

3.2. Temel Farklılıklar

Kaczynski’nin felsefesi ile anarko-primitivizm arasındaki en önemli ayrım, şiddetin rolüne ilişkin yaklaşımlarında yatmaktadır. John Zerzan gibi bazı primitivistler şiddeti desteklese de , anarko-primitivistlerin barışçıl çoğunluğu Kaczynski’nin yöntemlerini açıkça kınamakta ve şiddet içermeyen doğrudan eylem çağrısında bulunmaktadır.  

Stratejik olarak da farklılıklar vardır. Kaczynski’nin yaklaşımı hızlandırmacıdır; sistemin çöküşünü şiddet yoluyla hızlandırmayı amaçlar. Ana akım primitivistler ise “doğaya dönme” (rewilding) ve medeniyeti içeriden sökmeye yönelik doğrudan eylemlere odaklanmıştır.  

Siyasi ittifaklar konusunda da derin bir ayrım mevcuttur. Kaczynski, özellikle “solcularla” olan tüm siyasi ittifakları reddetmekte ve onları sorunun bir parçası olarak görmektedir. Buna karşılık, anarko-primitivizm daha geniş anarşist ve Yeşil Anarşist hareketlerin bir parçasıdır ve genellikle diğer solcu ve radikal gruplarla ittifaklar kurmaya çalışır.  

Son olarak, Kaczynski’nin felsefesi, Zerzan’ın dil ve sembolik düşünceye yönelik radikal eleştirisini paylaşmaz. Kaczynski’nin kendi titizlikle kaleme alınmış, 35.000 kelimelik manifestosu, Zerzan’ın önermesine karşı bir argüman niteliğindedir. Bu, Kaczynski’nin felsefesini, anarko-primitivizmin ideolojik akışkanlığını ve pragmatik ittifaklarını reddeden entelektüel bir “tasfiyeci” akım olarak konumlandırmaktadır.  
Manifestonun yayımlanması, onun fikirlerine dikkat çekmeyi amaçlayan karmaşık bir eylem olmuştur. FBI’ın manifesto karşılığında bombalamaları durdurması teklifini kabul etmesi ve manifestoyu yayımlama kararı, bir katili yakalamak için hesaplanmış bir riskti. Bu risk, Kaczynski’nin kardeşi tarafından teşhis edilmesiyle sonuçlanmıştır. Ancak bu durum, Kaczynski’nin amaçladığı şeyi de vermiştir: Fikirlerinin bir platform bulmasını sağlamak. Bu, radikal fikirlerin yayılması ve medya etiği hakkında derin bir soruyu gündeme getirmektedir: bu tür fikirleri bastırmak şiddeti önleyebilirken, yayımlamak da ortaya çıkarmayı amaçladığı ideolojiyi güçlendirebilir. Kaczynski’nin, hapsedilmesine rağmen çabalarının karşılığını aldığını düşünmesi, bu karmaşık bedelinin bir kanıtıdır.  

4. Eleştiriler ve Miras: Kalıcı ve Rahatsız Edici Soru

Bu son bölüm, Kaczynski’nin felsefesini çeşitli eleştirel bakış açılarından değerlendirecek ve 21. yüzyıldaki kalıcı etkisini inceleyecektir.

4.1. Ayrım Güçlüğü: İnsan ve Manifesto

Merkezi etik ve entelektüel sorun, Kaczynski’nin fikirlerini şiddet içeren suçlarından ayrı olarak ele almanın mümkün olup olmadığıdır. Bazı akademisyenler ve kamu figürleri bu konuda fikir ayrılığına düşmüştür. Kimileri manifestonun akademik incelemeyi hak ettiğini savunurken , kimileri ise şiddet eylemleri mesajın bir parçası olduğu için fikirlerinin bu eylemlerden ayrılamayacağını ileri sürmüştür. Kaczynski’nin biyografi yazarı, onun fikirlerinin bir “dahi-veya-deli” tartışmasıyla sınırlı kalmaması gerektiğini, aksine Amerikalılar arasında teknolojiye yönelik yaygın endişeleri yansıttığını savunmuştur.  

4.2. Felsefi ve Pratik Kusurlar

Kaczynski’nin felsefesi, önemli pratik ve teorik eleştirilerle karşılaşmıştır. Robert Lagarde’nin bir tezi, Alman filozof Helmuth Plessner’in çalışmasına dayanarak, Kaczynski’nin teknolojiye atfettiği gerilimlerin aslında dışsal değil, insanlık durumunun doğasına özgü olduğunu savunmaktadır. Plessner’in “eksantrik konumsal olma” kavramı, insanların doğaları gereği “doğal olmayan” varlıklar olduğunu ve kendi yarattıkları aracılığıyla yaşamak zorunda olduklarını ileri sürer. Bu, Kaczynski’nin ilkel bir “doğal” yaşam vizyonunu imkânsız bir ütopya haline getirmektedir.  

Pratik açıdan ise, 100 milyonluk bir avcı-toplayıcı toplumu vizyonu yaygın olarak imkânsız ve lojistik bir felaket olarak görülmektedir. Bu durum, hayatta kalmak için teknolojiye bağımlı olanların (örneğin kronik hastalığı olanlar) akıbeti hakkında soruları gündeme getirmektedir. Kaczynski’nin tüm sorunların kaynağı olarak sadece teknolojiye odaklanması, felsefi bireycilik, sosyal izolasyon ve modern yaşamdaki gerçek topluluk eksikliği gibi diğer faktörleri görmezden geldiği için de eleştirilmektedir.  

4.3. Fikirlerin Tahsis Edilmesi: Seçici Bir Kabul

Manifestonun fikirleri, farklı gündemleri olan gruplar tarafından seçici olarak benimsenmiştir. Bunlar arasında, Kaczynski’nin sol eleştirisini kendi ırkçı ve göçmen karşıtı ideolojilerini haklı çıkarmak için kullanan aşırı sağcı “eko-faşistler” de bulunmaktadır. Kaczynski bu hareketi bizzat reddetmesine rağmen, fikirleri onlar tarafından silah haline getirilmiştir. Fikirleri aynı zamanda, sosyal medyanın eleştirisinde değer bulan eski bir kurban gibi veya Elon Musk ve Tucker Carlson gibi önde gelen figürlerin şiddeti kınarken onun “öngörüsünü” övmesiyle de ana akım bir kitleyle yankılanmaktadır. Bu seçici benimseme, Kaczynski’nin entelektüel mirasının parçalı olduğunu ve tehlikeli bir güç haline geldiğini göstermektedir.  

4.4. Dijital Çağdaki Miras: “Ted Amca” Fenomeni

Kaczynski’nin manifestosu, özellikle TikTok gibi platformlarda “Ted Amca” olarak anıldığı ve “Ted hapı yutmak” tabirinin kullanıldığı yeni ve popüler bir izleyici kitlesi bulmuştur. Bu ilgi, onun teknolojinin olumsuz etkilerine (sosyal izolasyon, bağımlılık, kaygı) dair teşhisinin sosyal medya ve yapay zekâ çağında giderek daha alakalı hale geldiği algısından kaynaklanmaktadır.  

Bu fenomen, daha geniş bir toplumsal kaygıya işaret etmektedir: Teknoloji ve büyük sistemlerin özerk ve bireysel kontrolün ötesinde işlediği bir dünyada, güçsüzlük ve yabancılaşmaya dair artan bir duygu, tam da Kaczynski’nin korktuğu gibidir. Kaczynski’nin mirası, aynı zamanda paradoksal bir uyarı niteliğindedir: Yıkmaya çalıştığı teknolojik sistem, şimdi onun fikirlerinin yayıldığı ve sahiplenildiği birincil ortamdır. Onun anti-teknoloji mesajının TikTok klipleri ve Amazon’da en çok satanlar listesindeki kitaplar şeklinde paketlenmesi, bu durumun ironik bir tezahürüdür. Bu, teknoloji ilerledikçe ve toplum yabancılaştıkça, onun eleştirisinin de daha alakalı ve popüler hale geldiği, böylece eleştirisini sistemin içinde tüketilebilir bir ürün haline getirerek, yıkmayı istediği sistemi daha da güçlendirdiği bir geri bildirim döngüsüne işaret etmektedir. Felsefesi, eleştirdiği “megamachine”in artık bir parçası haline gelmiştir , bu da sistemin kendi muhalefetini absorbe etme ve etkisiz hale getirme yeteneğinin açık bir örneğidir.  

Sonuç: Felsefi Bir Değerlendirme

Sonuç olarak, Kaczynski geleneksel anlamda ne tipik bir anarşist, ne ana akım bir primitivist, ne de tutarlı bir siyaset teorisyenidir. O, derin kusurları olan ancak determinist, psikolojik temelli bir felsefe inşa etmiş önemli bir sosyal eleştirmendir. Fikirleri kusurlu ve trajik bir şekilde şiddeti meşrulaştırmak için kullanılmış olsa da, kökenlerini aşarak modern yaşamın patolojilerini incelemek için güçlü, çoğu zaman yanlış anlaşılan bir mercek haline gelmiştir. Kaczynski’nin nihai mirası, aradığı devrim değil, bize zorla sorduğu rahatsız edici sorulardır: kolaylığın gerçek maliyeti, teknolojik bir toplumda insan özgürlüğünün doğası ve inşa ettiğimiz sistemlerin bize hizmet edip edemeyeceği. Fikirlerinin farklı gruplar tarafından devam eden seçici tahsisi ve dijital alandaki beklenmedik popülaritesi, onun eleştirisinin kalıcı gücünün nihai, ironik bir kanıtı olarak durmaktadır.


Meriç Türen

Meriç Türen

Düşünen Şey bir felsefe oluşumudur.

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

Felsefe

Devrim: Bir Tramvay Problemi

 Albert Camus’dan Adiller- Bir Devrimin Kefareti  Devrimler değişen dünyanın ayarıdır, tepetaklak olmuş bir dünya ruhuna iki tokat atıp kendine getiren müdavimler onlardır. Ancak hiç