Her gün kendimiz ve çevremizdeki insanlar hakkında düşünürken kullandığımız temel bir dil vardır. “Ali’nin yağmur yağacağına inandığını“, “Ayşe’nin dondurma istediğini” veya “canımın acıdığını” söyleriz. İnançlar, arzular, korkular, acılar ve sevinçler… Bunlar, iç dünyamızı ve başkalarının davranışlarını anlamlandırmak için kullandığımız zihinsel durumları ifade eden kavramlardır. Bu sağduyuya dayalı psikolojik çerçeveye “halk psikolojisi” adını veririz. Peki ya bu kavramların tamamı, atalarımızın gökyüzünü, ateşi veya hastalıkları açıklamak için kullandığı ilkel teoriler gibi, temelden yanlışsa? Ya inançlar, arzular ve hisler aslında var olmayan şeylerse? İşte bu sarsıcı iddiayı merkezine alan felsefi görüş, Eliminatif Materyalizm olarak bilinir.
Eliminatif materyalizm, zihin felsefesindeki en radikal iddialardan birini öne sürer: Bizim sıradan, sağduyuya dayalı zihin anlayışımız derinlemesine yanlıştır ve halk psikolojisinin varsaydığı zihinsel durumların bir kısmı ya da tamamı aslında mevcut değildir. Bu görüşe göre, “inanç” veya “arzu” gibi kavramlar, beynimizin gerçekte nasıl çalıştığına dair bilimsel bir açıklamada yer bulamayacak, modası geçmiş terimlerdir. Tıpkı modern kimyanın “flojiston” veya modern fiziğin “kalorik” (ısı sıvısı) kavramlarını terk ettiği gibi, olgunlaşmış bir sinirbilim de halk psikolojisinin bu kavramlarını tamamen terk edecektir. Bu, halk psikolojisinin eksik bir teori olduğu anlamına gelmez; aksine, içsel durumlarımızı ve faaliyetlerimizi topyekûn yanlış temsil eden bir çerçeve olduğu anlamına gelir. Dolayısıyla, geleceğin sinirbilimi bu kavramları daha temel bir şeye “indirgemeyecek”, onları tamamen “elemeyecektir”.
Bilim Tarihinden Dersler: Elenen Teorilerin Hayaletleri
Eliminatif materyalizmin bu radikal iddiası ilk bakışta inanılmaz gelebilir. Ancak savunucuları, bilim tarihinin benzer kavramsal devrimlerle dolu olduğunu hatırlatır. Bu tarihsel paraleller, bir zamanlar sorgulanamaz kabul edilen teorilerin nasıl tamamen ortadan kaldırılabileceğini gösterir:
1. Isı olarak Kalorik Sıvısı: 18. ve 19. yüzyıllarda bilim insanları, ısının “kalorik” adı verilen, cisimlerin içinde bir süngerin suyu tutması gibi tutulan gizemli bir akışkan olduğuna inanıyorlardı. Bu teori, ısının bir cisimden diğerine nasıl aktığını, genleşmeyi veya erimeyi bir ölçüde açıklıyordu. Ancak zamanla ısının bir madde olmadığı, aslında bir cismi oluşturan trilyonlarca molekülün hareket enerjisi olduğu anlaşıldı. Yeni kinetik teori çok daha başarılıydı ve kalorik sıvısı ile kinetik enerji arasında bir denklik kurulamadı. Sonuç olarak, “kalorik” diye bir şeyin olmadığı kabul edildi ve bu kavram bilimsel ontolojimizden tamamen elendi.
2. Yanma olarak Flojiston: Eskiden, bir odun parçası yandığında veya bir metal paslandığında, “flojiston” adı verilen ruh benzeri bir maddenin açığa çıktığı düşünülürdü. Ancak daha sonra bu süreçlerin bir şey kaybetmekle değil, atmosferden bir madde (oksijen) kazanmakla ilgili olduğu anlaşıldı. Flojiston kavramı, olan bitenin eksik bir tanımı değil, radikal bir yanlış tanımıydı. Bu nedenle, yeni oksijen kimyası içinde bir karşılığı bulunamadı ve flojiston da bilimden elendi.
3. Gözlemlenebilirlerin Elenmesi: Bu örnekler gözlemlenemeyen varlıklarla ilgiliydi, ancak tarih aynı zamanda yaygın olarak kabul görmüş “gözlemlenebilirlerin” de elendiğine tanıktır. Kopernik’ten önce, gece dışarı çıkan neredeyse her insan, yıldızlı gök kubbeyi ve onun Kutup Yıldızı etrafında döndüğünü kendi gözleriyle görebilirdi. Herkesin gözlemlediği bu “dönen kürenin” varlığından neredeyse kimse şüphe etmiyordu. Ancak sonunda, gece gökyüzü deneyimimizi çok farklı bir kavramsal çerçeve içinde yeniden yorumlamayı öğrendik ve dönen küre buharlaşıp yok oldu.
4. Cadıların Varlığı: Benzer şekilde, geçmiş yüzyıllarda psikoz gibi zihinsel rahatsızlıklardan muzdarip insanlar, şeytani ruhlar tarafından ele geçirilmiş “cadılar” olarak görülüyordu. Cadıların varlığı bir tartışma konusu değildi; insanlar onları zaman zaman tutarsız veya paranoid davranışlar sergilerken “gördüklerini” düşünürlerdi. Gözlemlenebilir olup olmadıklarına bakılmaksızın, sonunda cadıların aslında var olmadığına karar verdik. Modern zihinsel işlev bozukluğu teorileri, cadı kavramını ciddi ontolojimizden sildi.
Eliminatif materyalistler, halk psikolojisinin inanç, arzu, korku, acı gibi kavramlarının da tıpkı kalorik, flojiston ve cadılar gibi aynı kaderi beklediğini iddia ederler.
Eliminatif Materyalizmin Argümanları
Bu radikal görüşü destekleyen birkaç temel argüman bulunmaktadır:
• Açıklayıcı Başarısızlıklar: Halk psikolojisi, insan deneyiminin en merkezi yönlerini açıklamada yaygın olarak başarısız olur. Uyku nedir ve neden hayatımızın üçte birini uykuda geçirmek zorundayız? Öğrenme süreci bir bebeği nasıl bilgili bir yetişkine dönüştürür? Zeka farklılıklarının temeli nedir? Hafıza nasıl çalışır? Zihinsel hastalıklar nedir ve nasıl tedavi edilir? Halk psikolojisi, 2000 yılı aşkın bir süredir önemli bir ilerleme kaydetmeden bu temel sorulara cevap verememiştir. Açıklama, tahmin ve kontrol gücü bu denli zayıf olan bir teorinin, geleceğin biliminde yerini koruması beklenemez. Özellikle beyin hasarı görmüş bireylerin yaşadığı karmaşık bilişsel bozukluklar karşısında halk psikolojisinin kavramları tamamen yetersiz kalmaktadır.
• Tarihsel Tümevarım: Kavramsal tarihimiz, ilkel halk teorilerinin neredeyse tamamının daha sofistike bilimsel teoriler tarafından yıkıldığını göstermektedir. Hareket, gök cisimleri, ateş ve yaşam hakkındaki halk teorilerimiz tamamen yanlıştı. Bilinçli zeka olgusu, şüphesiz bu konulardan çok daha karmaşık ve zordur. Diğer tüm basit konularda yanılmışken, en zor olanı ilk denemede doğru anlamış olmamız bir mucize olurdu. Halk psikolojisinin bu kadar uzun süre hayatta kalmasının nedeni, temelden doğru olması değil, ele aldığı olguların olağanüstü zorluğu nedeniyle ona tutunacak zayıf bir dalın bile kolayca yerinden edilememesidir.
• A Priori Olasılık Avantajı: Olgunlaşmış bir sinirbilim teorisinin, halk psikolojisinin o çok özel kavramsal yapısını birebir yansıtması için karşılaması gereken koşullar oldukça katıdır. Buna karşılık, açıklayıcı olarak başarılı bir sinirbilim teorisinin halk psikolojisinin yapısını yansıtmamasının çok daha fazla yolu vardır. Bu nedenle, eliminatif materyalizmin a priori olasılığı, indirgemeci teorilerden (halk psikolojisi kavramlarının beyin durumlarına indirgenebileceğini savunan görüşler) daha düşüktür.
Eleştiriler ve Cevaplar
Eliminatif materyalizm, derinden kök salmış varsayımlarımızı reddettiği için sezgisel olarak birçok kişiye yanlış gelir. Teoriye karşı yöneltilen en yaygın iki eleştiri şunlardır:
1. İç Gözlem Argümanı: Eleştiriye göre, “Ben kendi inançlarımın, arzularımın ve acılarımın varlığını doğrudan iç gözlem yoluyla biliyorum. Onların varlığı olabilecek en bariz şeydir.” Eliminatif materyalist buna, gökyüzünün döndüğünü veya cadıların var olduğunu “kendi gözleriyle gördüğünü” iddia eden eski bir insanın yaptığı hatanın aynısının yapıldığını söyleyerek cevap verir. Tüm gözlemler belirli bir kavramsal çerçeve içinde gerçekleşir ve gözlem yargılarımız, yalnızca içinde ifade edildikleri kavramsal çerçevenin doğruluğu kadar güvenilirdir. Sorgulanan şey tam da bu çerçevenin kendisidir.
2. Kendi Kendini Çürütme Argümanı: Bu eleştiriye göre, eliminatif materyalizmin “zihinsel durumlar yoktur” şeklindeki iddiası, bir inancın ifadesi olduğu için anlamlıdır. Ancak eğer iddia doğruysa, inançlar mevcut değildir. Dolayısıyla bu ifade anlamsız bir ses dizisinden ibarettir ve doğru olamaz. Bu durumda, teorinin doğru olduğunu varsaymak, onun doğru olamayacağı sonucunu doğurur. Eliminatif materyalistin cevabı, bu argümanın yine sorgulanan çerçeveyi varsaydığıdır. Eğer eliminatif materyalizm doğruysa, o zaman “anlamlılığın” kaynağı inançlar değil, farklı bir nörolojik temel olmalıdır. Bu, “yaşam ruhu diye bir şey yoktur” diyen birine, “Eğer bu doğruysa, sende yaşam ruhu yok demektir ve ölü olmalısın. Ölüysen ifaden anlamsızdır!” demekle aynı mantıksal hatayı içerir.
Sonuç: Bir Devrimin Eşiğinde miyiz?
Eliminatif materyalizm, gelecekte zihin ve davranışlarımızı açıklarken nörofarmakolojik durumlarımızdan, belirli anatomik bölgelerdeki sinirsel aktivitelerden bahsedeceğimizi öngörür. Bu kavramsal devrim, zihinsel hastalıkların nedenlerini anlamaktan öğrenme ve zekanın sinirsel temellerini çözmeye kadar insanlık için muazzam faydalar sağlayabilir. Ancak artan bilgi, gücü de beraberinde getireceği için kötüye kullanılma tehlikelerini de barındırır.
Elbette, sonuç saf bir eleme olmak zorunda değildir. Olasılıklar, saf indirgeme ile saf eleme arasında bir yelpazede yer alır. Belki de bazı halk psikolojisi kavramları elenirken, bazıları revize edilerek kısmen korunacaktır. Bu daha ılımlı görüş “revizyonist materyalizm” olarak adlandırılır. Hangi senaryonun gerçekleşeceğini yalnızca gelecekteki ampirik araştırmalar gösterecektir. Ancak eliminatif materyalizm, iç dünyamıza dair en temel kabul ettiğimiz şeylerin bile, bilimsel ilerleme karşısında yerini çok daha farklı ve güçlü bir anlayışa bırakabilecek, geçici birer teori olabileceği ihtimalini güçlü bir şekilde ortaya koymaktadır. Belki de bizler, kendi zihinlerimizi anlamak için hâlâ ilkel araçlar kullanan, büyük bir bilimsel devrimin arifesinde yaşayan varlıklarız.