İnsan, evren ölçeğinde düşünüldüğünde son derece sınırlı bir anlam ve kavrayış yetisine sahip bir canlıdır. Evrenin bütününü, varlığı, zihni ya da yaşamın özünü sistematik
Nesneyi algılayışımız, önce o nesnenin kendinde şeyinden değil, onun dış fenomeninden başlar ve bu durum a posterioridir. O şeyin beyne ulaşımı bir diyalektik süreçten geçer.
Yeryüzünün apaçık gerçekliğiyle yüzleşmenin yakıcı sorumluluğundan kendi kabuğuna çekilerek kaçan benlik, burada yeni kurgular yaratır ve böylece içinde bir ideal ya da ilah formunda
Medeniyetin bugününe dair çıkarımımızda farkedilmesi zor derin bir çarpıklık var. Kendi ürettiği tekniğe ve araçlara indirgenerek özünü yitirmiş bu medeniyetin en ufak çatırdamayla dağılacak
Bazı şeyler sadece bir başlığı hak eder, oysaki içeriğin hiçbir türlü bir başlığa toplanamayacağı anlar vardır. Platon’da da ara sıra görüldüğü gibi belki de
Aldığınız hamburgerin bir sömürünün ürünü olabileceği fikri, muhtemelen bir fast food zincirinde masumca siparişinizi beklerken aklınıza gelmeyecektir. Ne de olsa yaptığınız bu eylem, mevcut
İnsan ve Toplumun Felsefi Doğası Giriş Felsefe, çoğu zaman akademik kurumların duvarları içinde sınırlanmış, soyut ve uzak bir uğraş olarak algılanır. Ancak bu algı,
Bilimin felsefeyi “öldürdüğü” iddiası sıkça dile getirilen, fakat çoğunlukla aceleyle kurulmuş bir önermedir. Çünkü bilim adamlarının bilimi bu şekilde uygulamak için her zaman nedenleri
İnsan eylemlerinin temelinde benlik sevgisi (amor sui) ve kişisel çıkar güdüsü olduğu tezi, ahlak felsefesinin en eski ve en tartışmalı sorunlarından biri olan evrensel